Eskişehirden bir anın foto düşleri....
Ah benim sevgim çiçek örneği
Çarpılmışların kinini yeniler
Beni alnımdan vurmak ister
Saraların iftiraların gençliği
Bilirim geçmektir sevgi
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Çünkü çocuklar geçer
Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden
Zarif vakitlerin seçkin kadınları
Hazırlardı kızlıklarında (doğum)ları
Kaçmakla kurtulamadıkları
Arada uyguladıkları
Sezai Karakoç
başka diyarlara, başka denizlere giderim", dedin. "bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa. sanki bir hükümle yazgılanmış her çabam ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş buraya! daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım? nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada, gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın!" yeni ülkeler bulamayacaksın! bulamayacaksın yeni bir deniz! hep peşinden izleyecek, durmadan seni bu kent! aynı sokaklarda dolaşacak ve aynı mahallede yaşlanacaksın, ve burada, bu aynı evde ağaracak saçların! bir başka kent bekleme sakın, hep aynı kente varacaksın, sana ne bir gemi, ne de bir yol var, zira nasıl heder ettiysen hayatını bu köşede, yıktın onu, yok ettin tüm yeryüzünde!
peki
Yalnız insan merdivendir
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan
Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir
Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan
Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından
Aragon
Yalnızlığın üstüne incecik bir beyazlık
Örtüsü örttü karlar
Şimdi kar tanelerini kocaman rüzgarlarda
Eğiriyor kemanlar
Aramasan da olur bozuldu büyü
Aramasan iyi olur kar başladı
Uzun günlere çok var
Az önce doğan gün aydınlanmadan
Kararmaya başladı.
Ben bu karlarda sessizce eskidim
Kemanlar arka çıkınca sessizliğime
Göz gözü görmez kemanlar
Yokluğunu adınla çalmaya başladı
Yalnızlığın üstüne koyu bir korkusuzluk
Örtüsü örttü camlar
Ölümümü sıcacık yünler gibi
Eğiriyor kemanlar
Afşar Timuçin
toprağım güzel bir gelecek seni bekliyor, şimşekleri dahil :) gelirken yağmurlarıda beraberinde getir bi sende umudum var :)) hoş ve :))
teşekkür ederim ABİCİM:)))))
sağol sağol sağol baran kim tanmıyorum (: yağmur olmasın o :)
Dışarının soğuğundan
bir dağ hanında içilen kahvenin sıcak buharına
böğürtlenlerle dolu dağlarda,
yaylalarda yenilen lefsenin keyfine
gürül gürül akarken donan ırmaklara
çetin denizde çırpınan teknelere
martıların eşliğinde dalgalarla yenen azığın tadına
yaz çiçekleriyle dolu bahçelerin kokusuna
tarlaların bereket dolu havasına
taşraya götürür bizi bu melodiler
Sunde; merhaba Telemark
Bernhof ile batıda
dağ otelinin ardındaki karanlık ormanda
avcılarla heyecanlanıp
sarp fjordlarda korkar
bir köhne mabette duygulanırız
dağda uğulduyan yelle coşar
bir göl kıyısının rutubetinde irkiliriz
dağ yolunun yalnızlığında
unutulmuş mezarlığın sessizliğinde
belki kaybedilenlerle
buruk bir çocukluk aşkına dalıp gideriz
bu halk türküleriyle
Cem Güneş
Gök yolu sokaklarında kentin, mevsimlerden güz
Sönük lambalar gizliyor, deniz rengi gözlerini
Merdivenlerinde yolcular peronların,
Ertelenmiş buluşmalar getiriyor trenler
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir çizgil kentlerin
Tere boğulmuş at sırtında gibi - erken -
Kırkında kadınların kösnül trajedileri sokaklarda
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin...
Eski giysiler karşılıyor
Son tangoda takılı kalmış yüzleri
Atlı tramvaylar geçiyor tarih köprülerinden
Birlikte sürüyoruz yorgun izini dansların
Eğilen gökdelenleri utancın
Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar
Ağaçlar ağlıyor dal ucunda ve de tanrılar
Boşalması bu yağmur bulutlarının
Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar...
Ey kent uzaksın kocamış çınarlar görkeminden
Kavrulurken güneş acında karanlıkların
Kerbelalar çiziyorsun ortasında suların
Tulumbacılar çıkarıyor yangınları, çerçevelerden fırlayıp
Koca kent haraca kesiliyor
Kerbelalar çiziliyor ortasında suların...
Tiner kokluyor çocuklar , köprü altlarında, renkleri uçuk
Kaldırımlara uzanmış küçük dilenciler
Çiğneniyor sivri topuklarında rüküş kadınların
Gök yolu sokaklarında kentin mevsimlerden ilk yaz
Mecnunlar yiterken menevişinde çelik rayların
Kapatma dolsun gözlerine teni eski aşk şarkılarının
Sönük lambalar gizliyor deniz rengi gözlerini
Ay doluyor içimize, içimiz yakamoz aynası
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin
Kiraz bahçeleri üzgün, frezyalar ve papatyalar
Yitik kentler büyütüyor yalnızlığımız
Sönük lambalar gölgesinde deniz rengi gözlerin...
Hüzzam bir hasret şarkısıdır eski İstanbul uykusunda
-Senden hatıra kalan bir sarı saçtı-
Celal Ülgen
selam yoldaş...